Saçılmak, dağılmak ve toplanmak... tekrar tekrar...

Paylaş

Hem kendi hayatımı hem de başkalarının hayatını sarkaça benzetme eğilimindeyim. Hayat, belli konularda önce bir oca savrulduğun, sonra diğer uca savrulduğun, zamanla daha kısa salınımlarla daha dengeli bir yere geldiğin bir yolculuk gibi. Eskiden solcu olanların 40 yaşından sonra sağcı, ateistlerin dindar olması aklıma gelen sarkaç örnekleri.

Siz de yaşamışsınızdır eminim. Birine aşık olmuşsunuzdur en azından. Bir daha asla aramayacağım demişsinizdir, hep aramışsınızdır. Hiç onu bırakmayacağım demiş, artık telefonlarınızı açmaz olmuşsunuzdur.

Hayat böyle bir şey. Bundan sonra yediklerinize çok dikkat etmenizle, duble iskender gömmeniz arasında gidip gelen bir sarkaç. :)

Benim için sarkaç kolu 2016’dan 2020’ye kadar kabuğuma çekildiğim, çok az insan ile görüştüğüm, sadece kendime ürettiğim bir yöne salınmıştı. 2020’den sonra yavaş yavaş sıkılmış 2022’de sarkacın diğer yönüne doğru ivmelenmeye başlamıştım. Ürettiklerimi daha açık paylaştığım, daha fazla insanla görüştüğüm, daha çok insana fayda yarattığım…

2024 sonundan beri sarkaç tersi yönde salınım yapmaya başladı. Heyecanım, üretimimim, görüşmelerim azaldı. Biraz vites küçülttüm. Kendimi, ne yapmak istediğimi anlamaya çalıştım. Direndim biraz. Farklı icatlarla (yeni mecralar) ile üretmeyi zorladım. Biraz saçıldım. 2025 ortalarında da dağıldım.

Feyyaz’ın “lost çok bozdu” şakasında olduğu gibi. Dağılmam dedim, dağıldım… Daha da dağılmam dedim daha çok dağıldım… Direndim. Devam etmek lazım dedim, sarkaç terse dönüyor, dayan dedim. Olmadı…

Böyle yazınca sarkaç durumu çok deterministik bir şeye dönüşüyor, farkındayım. Sarkacın yönüne belki kendimiz karar veriyoruz da hızını sanki günlük meşgaleler belirliyor gibi. Ülkenin siyaseti, ekonomisi, işler güçler, aile falan hepsi sarkaç kolunun kütlesinde bir yük. Yük arttıkça daha da hızlanıyor daha da savruluyor gibiyiz.

Bir yandan bilişsel bir tutarlılığın peşinde koşuyor, buna ek sağda solda atıp tuttuğumuz lafları yememek istiyoruz. Daha da kötüsü sarkaç geri dönerken de aynı durumla karşı karşıyayız. Çelişkilerimizle yaşadığımız bir yıkım, yeniden inşa ve sonra tekrar yıkım…

Ama aslında öyle değil. Lise fizik bilgime dayanarak söylemek isterimki sarkaç salınımı kütleden/yükten bağımsız. :) Kütle azalsa da artsa da salınım hızı ya da periyodu değişmiyor. Hayattaki yüklerimiz işin bahanesi. Hayat böyle bir şey. Salınacak. Kontrolümüzü kaybettiğimiz için herhalde yüklerimize fazla odaklanıyoruz. Hiç etki edemeyeceğimiz şeylerle boğuşuyoruz.

Halbuki doğru benzetme ikili sarkaç. Birbirine uçlarından bağlı iki hareketli sarkacın hareketi gibi yaşadığımız dünya. Üstteki büyük sarkaç dünyanın kendisi. Kendince salınıyor. Alttaki ise biziz. Kendimizce salınıyoruz. Öyle bir salınıyoruz ki hayatımız bazen devasa bir kaosa dönüşüyor. Kendimizi çaresiz hissediyoruz. Bazen de büyük sarkaça uyumlanıp, akışta huzur buluyoruz.

Büyük sarkaç = dünyanın gerçekliği
Küçük sarkaç = Algıladığımız dünyaya göre kurguladığımız hayatımız.

Zamanla, belki türlü türlü kaos sonrası, insan hayatın böyle bir şey olduğunu anlıyor sanırım. Belki de anlamıyor. Bilemiyorum. Fiziksel olarak büyük sarkacın hareketine göre uyumlanmak kaosu azaltır. Bilim böyle diyor. Demesi kolay şeylerden birisi gibi yazdıklarım. Ama mümkün mü bilmem. Belki de bazılarınız içten içe biliyor. Ben idrak etmekte halan güçlük çekiyorum. :/

Çok da dert edecek bir şey değil belki de bu uyumlanma işi. Değişim ve dönüşüm böyle oluyor. Uyumlanmak kaosu azaltabilir, hayatı daha stabil hale getirebilir ama yanında az da sıkıcı olur sanki. Bilemediklerimden bu da. Ben de bir uyumlanma sorunu var.

Kendi açımdan durumumu şöyle savunabilirim. Her şey yıkılmıyor. Birikiyor. O birikim (kül?) üzerine yeni bir yol, yeni bir yolculuk başlıyor. İnsan sarkacın gittiği yöne göre kendini hizalıyor. O yöne göre inşa etmeye başlıyor kendini. Sonra tekrar, sonra tekrar…

Benim açımdan sarkacın terse döndüğü bir döneme geldik artık. Saçıldıklarımı topladığım, azıcık üretimlerimi daralttığım ve daha az insan için bir şeyler yarattığım bir döneme dönüş zamanı.

Pazarlama yazmayı azaltmıştım. Bir süre daha pek yazmam. Bu ara iş ile ilgili yapay zekâ beni çok düşündürüyor. Orada birikenler var. Onların bir kısmını The Executives’de ara ara dillendiririm. Bir kısmını 2-3 ayda bir kapalı bir grup için yazar çizerim diye düşünüyorum. Arada da Youtube’da misafirlerim olur…

Bir kitap fikri var. Yazma ile ilgili azalan zamanı odaklanmakta kullanırım diye planlıyorum. Bakalım becerebilecek miyim?

Vazgeçemediğim, vazgeçersem çok eksileceğimi hissettiğim bir başlık var sadece. Şu an okuduğunuz gibi kendimi ifade ettiğim yazılar. “Deneme” diyebiliriz sanırım bu formata. Bunu sürdürmek istiyorum. Ama tek başıma değil. Hayatında kaos olan başkaları ile biraz genişleterek. Sloganımız “benzer dertleri paylaşanlar birleşin!” :)

KONDA sizi, beni “Endişeli Modern” diye etiketliyor. Halbuki bir kalıba sığmayacak kadar farklı ve çeşitliyiz. Bu etiketi kırılması gereken bir kabuk gibi görüyorum. Bu yüzden bu yazı son “Schrodinger’in Köpegi” yazısı. Yeni yazılar “Endişeli Modernler” ismi ile gelecek. Değişen bir şey yok. Ben ve bir kaç endişeli modern…

Son olarak sosyal medyadan biraz uzaklaşmanın da iyi geleceğini hissediyorum. X hesabını yarı anonim bir formata çevirmek var aklımda. Instagram’a falan pek bakmıyorum zaten. Bu yazıları paylaşıyorum son zamanlarda sadece. Sarkaç biraz kamusal alandan uzaklaşıp daha az insanla daha yakın ilişkiler kurma tarafına doğru salınıyor. Sonumuz hayırlısı…

Burak